Tag-Archive for » ilişki «

Pazartesi, Şubat 20th, 2012 | Author:


Oksitosin nedir? Kendisi sevgi hormonu, aşk hormunu ve hatta sosyallik hormonu olarak da tanınıyor. Doğum esnasında rahmin kendiliğinden genişlemesini ve emzirme döneminde süt salgılanmasını ona borçluyuz. Aşkı başlatan kimyasal da salgıladığımız oksitosinmiş. Oksitosin aynı zamanda aile duygusunu ve evcimenlik hissini de artırıyormuş. National Geographic’e göre oksitosin, dokunma ve sarılma sırasında salgılanan bir hormon. Uyurken sevdiğiniz kişiye sarılmazsanız salgılanmazmış mesela, aynı yatakta uyumak yeterli değil yani. more…

Pazartesi, Eylül 26th, 2011 | Author:

Woody Allen’ın merakla beklenen son filmi Paris’te Gece Yarısı 30 Eylül’ de vizyonda… Kitabı üzerinde çalışan ve evlenmek üzere olan Amerikalı bir yazarın, nişanlısı ve nişanlısının ailesiyle birlikte çıktığı Paris tatilinde yaşadığı veya bir kısmını da yaşadığını sandığı olaylar anlatılıyor filmde. Film boyunca var olan nostalji tutkusu eşliğinde, evlenme kararı almış iki kişinin hayattan beklentilerinin ne kadar farklı olduğuna ve bunu keşfetme süreçlerine tanık oluyoruz aynı zamanda. Nostalji, film boyunca farklı şekillerde sorgulanıyor ve hatta acımasız tespitlerle etiketleniyor. Filme göre geçmişe özlem, şimdiki zamanda mutlu olmayı, anı yaşamayı beceremeyen insanın yaşadığı mutsuzluklardan kaynaklanan bir ruh hali. Basın gösterimini izlediğim filmin bana düşündürdüğü başka bir konu ise aşk ve yaşanılan yer arasındaki ilişki. Gil ve Inez, Amerika’da heyecanla düğün hazırlığı içindeyken nasıl oldu da Paris’te işler değişti? Filmi izlerken, “Vicky Cristina Barcelona(Barselona, Barselona)” da olduğu gibi yine bir kitabın içinde hissettim kendimi. “Barselona, Barselona” filmi ile ortak noktaları da olan Paris’te Gece Yarısı, geçmişe ait kurgusal görüntü ve diyaloglarıyla rahat izlenen, eğlenceli bir Woody Allen filmi… Ernest Hemingway, Scott Fitzgerald, Salvador Dali gibi isimlere rastlayacağınız filmde, zaman zaman Gil’ in yerinde olmak isterken bulabilirsiniz kendinizi. Hikâye içinde yazarlar aracılığıyla izleyiciye iletilen yaşama dair tespitler de filmin daha akılda kalıcı ve cazip olmasını sağladı benim için. Kesinlikle tavsiye ederim.

Pazar, Haziran 05th, 2011 | Author:

“İnsan anlamaya çalışacağına baskı kurar, ilişki kuracağına manipüle eder; çünkü birisiyle ilişki kurmak büyük bir anlayış gerektirir.” OSHO

Çarşamba, Ekim 20th, 2010 | Author:

“Her beş Amerikalı’dan birisi vergi usulsüzlüğü yapmayı etik olarak uygun ya da etik değerlendirmelerle ilgisiz buluyor. Yüzde 10’luk bir oran ise eşini aldatmayla ilgili de benzeri duygular taşıyor.”
Yaşama bakış açısını değerlendiren, insanların değer farklılıklarını ve alışkanlıklarını yansıtmayı amaçlayan bir anket yapılmış ve ilgi çekici sonuçlar çıkmış ortaya. Anket, yaklaşık iki yıl önce 1500 yetişkin Amerikalı ile gerçekleştirilmiş. Paw Research Center’ın yaptığı anketin sonuçları gerçekten ilgi çekici. Katılanların yüzde 88’i eşini aldatmayı etik olarak yanlış buluyor. Bütün gelirini vergide göstermemeyi etik olarak yanlış bulanların oranı ise yüzde 79. Madalyonun öbür yüzü ise uzmanlar tarafından şaşırtıcı ve hatta endişe verici olarak değerlendiriliyor: Yüzde 3’lük bir oran, başka birisiyle ilişki yaşamayı etik sayarken, yüzde 7 ise bu konunun ahlakla bir ilgisi olmadığını dile getirmiş.

Vergi konusunda ise, vergi kaçırmayı ahlaki bulanların oranı yüzde 5. Yüzde 14’lük bir kesim ise, vergi kaçırmanın etik değerlendirmeler içinde yer almadığını belirtmiş. Ankete katılanlara 10 farklı konuda sorular yöneltilmiş ve bunları “ahlaki olarak kabul edilebilir, ahlaki olarak yanlış ve ahlakla ilgili değil” şıklarından birisi ile değerlendirmeleri istenmiş. İşte sorular ve etik olarak yanlış bulunma oranları:
Çok alkol tüketmek: Yüzde 61
Kürtaj yaptırmak: Yüzde 52
Marijuana kullanmak: Yüzde 50
Homoseksüel hareketler: Yüzde 50
İncitmemek için yalan söylemek: Yüzde 43
Evli olmayan yetişkinler arasında seks: Yüzde 35
Kumar: Yüzde 35
Aşırı yemek yemek: Yüzde 32

3 Kasım 2008

Category: Yaşam  | Tags: , , , , ,  | Leave a Comment
Çarşamba, Ekim 20th, 2010 | Author:

Zamanın hızla akıp gidişine ters atıfta bulunmak için kullanılmış, geriye doğru işleyen bir saatin periyodik sesi değil tabii ki bahis konusu taktik. Türk Dil Kurumu’na göre gerçek anlamıyla “türlü savaş araçlarını, belli bir sonuca ulaşmak amacıyla etkili biçimde birleştirerek ve kullanarak kara, deniz veya hava savaşını yönetme sanatı”nı, mecaz anlamına bakılırsa da  “istenen sonuca ulaşmak amacıyla izlenen yol ve kullanılan yöntemlerin tümü”nü ifade ediyor. Basit bir değerlendirmeyle mücadele yönetimi ve sonuca götüren yollar şeklinde özetlenebilir.
Hangi anlamıyla olursa olsun, yaşamdaki ve ilişkilerdeki  kullanım alanlarını  kabaca düşündüğümde, ortaya çıkan tablo birazcık iç burkuyor gibi. Özellikle popülaritesi ve rating’i yüksek olan ortamlarda alenen verilen ilişki yürütme taktikleri bir türlü kabul edemediklerim arasında. Taktikleri kabul etmediğim gibi bu akıl verme şeklini de kabul etmiyorum zaten. Bu derin düşüncelerimi ilgili kişi ve ortamlara bildirsem vazgeçerler mi acaba?
Ben, en çok ilişkiler konusundaki taktiklere takılıyorum aslında. Sevgiliyi evliliğe ikna etme taktikleri, kocayı elde tutma taktikleri, kıskançlığı mazur gösterme taktikleri, sabah okula giden çocuğun hazırlanmasını hep aynı eşe paslama taktikleri, en seksi olma taktikleri, ütü ve yemek yapmama taktikleri, mülâkat geçme taktikleri, kız tavlama taktikleri… Abartılı ve/veya gerçekçi yaklaşımlarla örnekler çoğaltılabilir.

Category: Genel  | Tags: , , ,  | Leave a Comment
Çarşamba, Ekim 20th, 2010 | Author:

Bir insan yaşadığı her tür olumsuzluğa rağmen nasıl başarır güçlü görünmeyi? Nasıl olur da yakını bildiği kişilere açmaz sıkıntılarını? Kendisini bin türlü çözümsüzlüğün çevrelediğini hissettiği anlarda nasıl gider gelir işine; nasıl bir performans gösterir, ne derecededir yaratıcılığı? Ufacık sebeplerden demoralize olmuş arkadaşlarını, hangi duyguyla yüreklendirir, espriler yağdırır ard arda, eğlenir, eğlendirir ?… Nasıl olur da mutluluğundan büyük parçalar kopup gitmez?

Sanırım olayın iki kilit noktası var. Koşullar ne olursa olsun herkes için hayat devam ediyor ve hiçbirşey sürekli değil; sorunlar da öyle. Önemli olan minimum hasarla atlatmak. Birinci noktanın bu olduğunu kabul edersek, ardındaki ikinci nokta da birşeyler değişecekse bunu sadece kişinin kendisinin yapabileceği. Böyle hissedince de dert yanmak dünyanın en anlamsız şeyi oluyor bir anda. Yakınları onun yakını değil mi gerçekten, samimi paylaşımlar yok mu aralarında, yeterince sevmiyorlar mı birbirlerini, yoksa sadece iyi gün dostu olarak mı görüyorlar karşılıklı veya tek taraflı? Hepsinin cevabı “HAYIR” ne güzel ki tüm ilişkiler yolunda. O zaman neden paylaşılmıyor çözümlenmesi gerekenler? Dertler paylaşıldıkça azalmıyor muydu? Durumun direkt muhatabı olan birisi varsa eğer, bir ölçüde katkısı olabilir. Bunu istemesi ve anlaması koşuluyla tabii ki. Neticede her ne olursa olsun düşünüp, doğru kararı vermekten ve devamında da en doğru şekilde uygulamaktan başka çözüm yok. Evet, insan sosyal bir varlık ama bir o kadar da yapayalnız aslında.

Gri dönemlerde doğru düşünüp, doğru karar vermek ve uygulamaya geçebilmek için güçlü olmak lazım işte. Güçlü görünüp de içi kan ağlayan insanlar olduğuna inanmıyorum. İçinde bulunulan durum ne kadar sıkıntı yaratırsa yaratsın, dışarıda sağlam duran bir insanın, kendi içinde de gerçekten öyle olduğunu, tuhaf bir huzuru koruduğunu düşünüyorum. İnsan çözümün sadece kendisinde olduğu gerçeğini kabullendikten sonra -arada umutsuzluğa kapıldığı anlar olsa da- kendine olan, olması gereken haklı güveniyle güçlü hisseder, güçlü olur, güçlü görünür.
17 Ağustos 2008